Gemi satışları hakkında her ne kadar ulusal/uluslararası mevzuat ve uygulamalarda günümüz itibarıyla yerleşmiş bir düzen bulunsa da, üzerinde haciz bulunan bir geminin 3. kişilere satışı konusunda öngörünün oldukça az olduğu görülmektedir. Bu yazımızda üzerinde haciz bulunan bir geminin 3. kişilere satışının yasal olup olmadığı, hangi nitelikle yapıldığı ve ilgili konular incelenecektir.
Gemilerin satışından önce araç ve uçak satışları hakkında bilgi verilecek, bunların gemi satışlarına etkisi incelenerek birbirlerine etkisi belirtilecektir. Otomobil, uçak ve gemi gibi taşıtlar menkul nitelikte olup taşınır mal statüsünü haizdir. Lakin her birinin satışı için yasal düzenlemeler farklılık göstermektedir.
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu (KTK) m.20/d “…Noterler tarafından yapılmayan her çeşit satış ve devirler geçersizdir.” şeklinde düzenlenmiştir. 2920 sayılı Türk Sivil Havacılık Kanunu (SHK) m.66 ise “Hava aracının tamamı veya bir payının üzerinde mülkiyet ve diğer ayni hakların tesisi, devri ve temlik için yazılı sözleşme yapılması lazım ve kafidir…” şeklinde düzenlenmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) m.1001 ise “Gemi siciline kayıtlı olan bir geminin devri için, malik ile iktisap edenin, mülkiyetin iktisap edene devri hususunda anlaşmaları ve geminin zilyetliğinin geçirilmesi şarttır. Mülkiyetin devrine ilişkin anlaşmanın yazılı şekilde yapılması ve imzaların noterce onaylı olması gerekir. Bu anlaşma gemi sicil müdürlüğünde de yapılabilir.” şeklinde düzenlendiği görülmektedir.
Görüleceği üzere gemilerin hukuki nitelendirmesi, tıpkı otomobil ve uçaklar gibi taşınır mal olarak yapılacaktır. Nitekim TTK m.936/1 uyarınca sicile kayıtlı olup olmadıklarına bakılmaksızın bütün gemiler taşınır eşyadandır. Ne var ki bu nitelendirme, sicile kayıtlı gemilerin devrinde taşınırlara ilişkin genel hükümlerin uygulanacağı anlamına gelmemektedir. TTK m.997, taşınırlara ilişkin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) hükümlerinin, dolayısıyla TMK m.763’teki “Taşınır mülkiyetinin nakli için zilyetliğin devri gerekir.” kuralının, Türk Gemi Siciline kayıtlı bulunmayan Türk gemileri hakkında uygulanacağını öngörmektedir. Türk Gemi Siciline kayıtlı gemiler hakkında ise özel hüküm niteliğindeki TTK m.1001 uygulanır (TTK m.996). Bu nedenle sicile kayıtlı bir gemide mülkiyetin geçişi için zilyetliğin el değiştirmesi tek başına yetmeyecek; bunun yanında yazılı şekilde yapılmış ve imzaları noterce onaylanmış (ya da gemi sicil müdürlüğünde yapılmış) bir devir anlaşması da aranacaktır.
Burada 3. kişilere hacizli bir geminin satışının mümkünatının değerlendirilmesi için bir ara parantez açarak sicil kayıtlarının niteliklerinin incelenmesi gerekecektir. Zira sicil kayıtları ve noter işlemlerinin mülkiyete etkisi belirlendikten sonra hacizli gemi satışlarının mümkünatı daha kolay anlaşılacaktır.
Tesciller yaratıcı veya açıklayıcı olarak karşımıza çıkmaktadır. Yaratıcı (kurucu) tescil, kanundaki özel bir düzenleme ile hakkın kazanılmasını kendisine bağlayan niteliktedir. Örneğin taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, kanunda sayılan istisnalar dışında tescille olur (TMK m.705). Açıklayıcı tescil ise, tescilden önce (örneğin taraflar arasında geçerli bir hukuki işlemle) doğmuş olan hakkın dış dünyaya (3. kişilere) duyurulmasıdır. Otomobil, uçak ve gemilerin sicil kayıtlarının nitelikleri de bu ayrım çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Otomobillerde satışın geçerliliği tescile değil, noterde yapılmasına bağlıdır (KTK m.20/d). Trafik tescil işlemi ise satış ve devrin ilgili trafik tescil kuruluşuna bildirilmesiyle gerçekleşmiş sayılır. Bu nedenle trafik sicilindeki tescil, mülkiyetin geçişi bakımından kurucu değil açıklayıcı niteliktedir.1 Uçaklarda mülkiyetin devri için yazılı sözleşme gerekli ve yeterli olup sözleşmeler uçak siciline tescil edilmedikçe üçüncü kişiler bakımından hüküm ifade etmez (SHK m.66). Bu hâlde tescil, işlemin taraflar arasındaki geçerliliği için değil, üçüncü kişilere karşı hüküm ifade etmesi için aranmaktadır. Sicile kayıtlı gemilerde ise TTK m.1001, mülkiyetin devrini şekline uygun anlaşma ile zilyetliğin geçirilmesine bağlamakta; gemi siciline tescili devrin şartları arasında saymamaktadır. Dolayısıyla gemi sicilindeki mülkiyet kaydı da mülkiyetin geçişi bakımından açıklayıcı niteliktedir. Buna karşılık gemi ipoteğinde tescil kurucu niteliktedir; zira TTK m.1015/1 uyarınca gemi ipoteğinin kurulması için ipoteğin gemi siciline tescil edilmesi şarttır.
Noter işlemlerinin önemi ise, belirli hukuki işlemlerin noter huzurunda yapılma zorunluluğunda karşımıza çıkmaktadır. Yukarıda belirtildiği üzere otomobillerin mülkiyet devri için noter huzurunda satış ve devri aranmakta, sicile kayıtlı gemilerin devri için yazılı anlaşma ve imzaların noterce onaylı olması gerekmektedir. Uçak satışları ve devri için ise sözleşmenin yazılı olması yeterlidir.
Yukarıda belirtilen tüm bu hususlar, hacizli taşıtların bir başka kişiye satışı için önemli bir rol oynamaktadır. Zira uçak ve gemilerin bu şartlar dâhilinde, yani üzerlerinde haciz bulunduğu hâlde satışını doğrudan düzenleyen açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu konu ile ilgili Danıştayın sadece otomobil satışları ile ilgili içtihatları ile karşılaşılmaktadır.
…davacının aracı noter satış sözleşmesi ile satın aldıktan sonra 2004 sayılı Kanun kapsamında eski malikin borçları nedeniyle haciz şerhlerinin işlendiği, idarece araç üzerinde halihazırda bulunan haciz şerhleri nedeniyle aracın davacı adına tescilinin yapılmadığı görülmektedir. Hacizli bir aracın satışının yasaklanmadığı, ancak haciz koyduran alacaklıların korunması amacıyla aracın hacizli olarak satılabileceği ve buna bağlı olarak haciz şerhleriyle birlikte tescil edilebileceği, dava konusu olayda da davacının aracı aldığı tarihten sonra araç üzerine eski malik adına işlenen haciz şerhlerinin tescile engel olmayacağı, davacının tescili talep ettiği tarih itibariyle araç üzerindeki hacizlerle birlikte trafik tescil kaydının yapılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
…hacizli bir aracın satışının yasaklanmadığı, ancak haciz koyduran alacaklıların korunması amacıyla aracın hacizli olarak satılabileceği ve buna bağlı olarak haciz şerhleriyle birlikte tescil edilebileceği, dava konusu olayda da davacının aracı aldığı tarihten sonra araç üzerine eski malik adına işlenen haciz şerhlerinin tescile engel olmayacağı, davacının tescili talep ettiği tarih itibariyle araç üzerindeki hacizlerle birlikte trafik tescil kaydının yapılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Ayrıca araç adına hacizli olarak tescil edilecek davacının, söz konusu araç üzerindeki hacizlerin kaldırılmasına ilişkin taleplerini adli yargı merciilerinde ileri sürebileceği de açıktır.
Yukarıda verilen kararların konusunu otomobiller oluşturmaktadır. Lakin ilk başta bahsetmiş olduğumuz düzenlemeler ve mal nitelikleri göz önünde bulundurulmalıdır. Danıştay 15. Dairesi, 2016/756 K. sayılı kararında hacizli aracın satılabileceği sonucuna, KTK m.20/d hükmünü ve haczedilmiş taşınır mal üzerinde iyi niyet kurallarına aykırı olarak kazanılan hakların, alacaklının hacizle o mala ilişkin haklarını ihlal ettiği ölçüde batıl olacağını öngören 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK) m.86 hükmünü birlikte değerlendirerek ulaşmıştır. Gemiler de otomobiller gibi taşınır mal niteliğini haiz olup, üzerinde haciz bulunan gemilerin bir başka kişiye devri, üzerinde herhangi bir şerh bulunmayan bir geminin satışı ile aynı şekilde (sicile kayıtlı gemilerde TTK m.1001’de aranan şekle uygun anlaşma ve zilyetliğin geçirilmesi yoluyla) yapılabilecek; ancak gemiyi iktisap eden kişi, gemiyi sicildeki haciz kaydı ile birlikte kazanacaktır.
Bu sonuç, gemiler bakımından sicile güven ilkesini düzenleyen TTK m.983 ile de desteklenmektedir. TTK m.983/1 “…Hak sahibinin kayıtlı bir hak üzerindeki tasarruf yetkisi belli bir kişi lehine sınırlanmış ise, bu sınırlama iktisap eden hakkında ancak gemi sicilinde yazılı olması veya onun sicil kaydının doğru olmadığını bilmesi veya bilmesinin gerekmesi şartıyla hüküm ifade eder.” şeklinde düzenlenmiştir. Haciz, borçlu malikin tasarruf yetkisini haciz koyduran alacaklı lehine sınırlamakta (İİK m.86); geminin haczi de icra müdürlüğünce geminin kayıtlı olduğu sicile bildirilmektedir (TTK m.1382/1 yollamasıyla m.1366/4). TTK m.983/1, sicilde yazılı bir tasarruf sınırlamasına rağmen yapılan iktisabı yasaklamamakta; bu sınırlamanın iktisap eden hakkında da hüküm ifade edeceğini düzenlemektedir. Dolayısıyla hacizli bir geminin bir başka kişiye satışı mümkün olmakla birlikte, gemiyi iktisap eden kişi, haciz koyduran alacaklının hacizden doğan haklarına katlanmak durumunda kalacaktır.
Türkiye Cumhuriyeti mevzuatının deniz hukuku açısından gelişime oldukça açık olduğu bilinmektedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin üç tarafı denizlerle çevrili bir yarımada niteliği göz önünde bulundurulduğunda, gerek kamu gerekse özel hukuk ilişkilerinin mevzuat eksikliği veya sorumluluk endişesi ile sekteye uğramaması elzemdir. Buna göre eksiklik bulunan hususlarda, deniz araçlarının niteliklerinin iyi bilinmesi ve gerekli prosedürün buna göre belirlenmesi gerekmektedir.
Dipnotlar
-
Ekrem KURT, Motorlu Araç Mülkiyetinin Devri, Tescili ve Harici Devirler, Yaşar Üniversitesi E-Dergisi, C. 8, Özel Sayı, 2013, s. 1900, 1908, https://dergipark.org.tr/tr/pub/jyasar/issue/19146/203207 ↩
Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; somut bir olaya ilişkin hukuki görüş veya tavsiye niteliği taşımaz. Yazının tarihinden sonra mevzuatta ve yargı kararlarında değişiklik olmuş olabilir.
