İçeriğe atla
Oğur Hukuk
Menü
Tüm makaleler

Uluslararası Su Hukuku ve Temel İlkeleri

Av. Ahmet Enes Durmaz

Su Hukuku (Su Kaynakları Hukuku, Water Law, Water Resources Law) denildiğinde akla her ne kadar Deniz Hukuku ve ilgili konu başlıkları gelse de Su Hukuku nevi şahsına münhasır, yer altı ve yer üstündeki tatlı su kaynaklarının mülkiyeti, kullanımı, bunlardan faydalanılması, korunması gibi hususların gözetildiği hukuk alanıdır.

Türk Hukuku’nda Su Hukuku, başta Türk Medeni Kanunu, Anayasa (m.168) ve Sular Hakkında Kanun olmak üzere çeşitli düzenlemelerde yerini almıştır. Türk Hukuku’nda, su mülkiyetinin detaylı değerlendirilmesi hususunda bilgi almak isteyen okurlar, Prof. Dr. Veysel BAŞPINAR tarafından hazırlanmış ilgili çalışmayı1 inceleyebilirler.

Lakin ilgili bu yazıda, Türkiye’yi başta Fırat ve Dicle olmak üzere, toplamda 27 adet suyolu bakımından ilgilendiren 1997 tarihli Birleşmiş Milletler Uluslararası Suyollarının Ulaşım Dışı Amaçlarla Kullanımı Hukuku Konvansiyonu’nun (Konvansiyon) “Genel İlkeler” başlıklı 2. Bölümünde düzenlenmiş olan ve bu suyollarına ilişkin ihtilaflarda gündeme gelebilecek iki ana prensibin temel açıklamalarına yer verilecektir.

Hemen belirtmek gerekir ki Türkiye, Konvansiyon’u 21 Mayıs 1997 tarihinde 103 lehte, 3 aleyhte ve 27 çekimser oyla kabul eden Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararına aleyhte oy veren üç devletten biridir; 17 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe giren Konvansiyon’a da taraf değildir. Fırat ve Dicle’nin aşağı kıyıdaşları olan Suriye ve Irak ise Konvansiyon’a taraftır.2 Türkiye, oylama öncesinde yaptığı açıklamada, diğer hususların yanı sıra Konvansiyon’un 5, 7 ve 10. maddelerine itiraz etmiş; Konvansiyon’da suyolu ülkelerinin kendi topraklarında bulunan suyolu kısımları üzerindeki egemenliğine yer verilmediğini ve adil ve makul kullanım ilkesinin önemli zarar vermeme yükümlülüğü karşısındaki üstünlüğünün kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Dolayısıyla Konvansiyon, bir antlaşma olarak Türkiye’yi bağlamamaktadır. Bununla birlikte Konvansiyon’un, özellikle adil ve makul kullanım ile önemli zararın önlenmesi yükümlülükleri bakımından uluslararası örf ve adet hukukunun kodifikasyonu niteliğinde olduğu yaygın bir görüştür;3 nitekim Uluslararası Adalet Divanı da aşağıda değinilen Gabčíkovo-Nagymaros kararında Konvansiyon’a atıf yapmıştır. Türkiye’nin resmî sınıraşan sular politikası da bu suların kıyıdaş ülkeler arasında “hakça”, “akılcı” ve “etkin” biçimde kullanılması esasına dayanmaktadır.4 Bu nedenle aşağıda ele alınan iki ilke, Türkiye bakımından da önemini korumaktadır.

1. Adil ve Makul Kullanım İlkesi

İlk prensip karşımıza adil ve makul kullanım ilkesi olarak çıkmaktadır. Konvansiyon’un 5. maddesi ilgili prensibi düzenlemeye kavuşturmuştur.5

Madde 5

Adil ve Makul Kullanım ve Katılım

“1. Suyolu ülkeleri, kendi bölgelerinde uluslararası bir suyolunu adil ve makul bir şekilde kullanırlar. Özellikle, uluslararası bir suyolu, suyolu ülkelerince, ilgili suyolu ülkelerinin çıkarları göz önünde bulundurularak ve suyolunun yeterli korunmasıyla bağdaşır biçimde, suyolunun optimal ve sürdürülebilir kullanımının ve bundan yararlanılmasının sağlanması amacıyla kullanılmalı ve geliştirilmelidir.

2. Suyolu ülkeleri, uluslararası bir suyolunun kullanımına, geliştirilmesine ve korunmasına adil ve makul bir şekilde katılım sağlamalıdır. Bu katılım, işbu Konvansiyon’da öngörüldüğü üzere, hem suyolunu kullanma hakkını hem de suyolunun korunması ve geliştirilmesi konusunda iş birliği yapma yükümlülüğünü içerir.”

Bu prensip, her ülkenin uluslararası suyollarından adil ve makul yararlanma hakkını doğrulamaktadır. Bu ilke, 1994 tarihli Tuna Nehri’nin Korunması ve Sürdürülebilir Kullanımı için İş Birliği Sözleşmesi, 1995 tarihli Mekong Nehri Anlaşması veya Senegal Nehri Sözleşmesi gibi farklı hukuki enstrümanlar ile de doğrulanmıştır. Adil ve makul kullanım ilkesi, yukarıdaki kaynakların yanında uluslararası mahkeme kararlarına da konu olmuştur. Buna örnek olarak, Macaristan ve Slovakya arasındaki 1997 tarihli Gabčíkovo-Nagymaros Projesi davası bulunmaktadır.

Uluslararası Adalet Divanı bu davada, Slovakya’nın selefi olan Çekoslovakya’nın ortak bir kaynağın kontrolünü tek taraflı olarak ele geçirerek Macaristan’ı Tuna’nın doğal kaynaklarından adil ve makul pay alma hakkından yoksun bıraktığını tespit etmiş ve böylece suyolu üzerindeki her ülkenin adil ve makul kullanım hakkına haiz olduğunu teyit etmiştir.6 Lakin şunu belirtmekte fayda var ki bu hak, her ülkenin uluslararası suyolundan eşit pay alacağı anlamına gelmemektedir; neyin adil ve makul kullanım olduğu, Konvansiyon’un 6. maddesinde sayılan coğrafi, hidrolojik ve iklimsel etkenler, ilgili ülkelerin sosyal ve ekonomik ihtiyaçları, suyoluna bağımlı nüfus ve suyolunun mevcut ve potansiyel kullanımları gibi tüm ilgili etkenlerin birlikte değerlendirilmesiyle belirlenir. Konvansiyon’un 10. maddesi uyarınca da aksine bir anlaşma veya örf bulunmadıkça, uluslararası bir suyolunun hiçbir kullanımı diğer kullanımlara karşı kendiliğinden bir önceliğe sahip değildir. Uluslararası bir suyolunun farklı kullanımları arasında bir çatışma çıkması hâlinde ise bu çatışma, Konvansiyon’un 5, 6 ve 7. maddeleri esas alınarak çözülecektir.

Konvansiyon, bu çatışmanın çözümünde insanların hayati ihtiyaçlarına özellikle önem verilmesi gerektiğini belirtmektedir.

2. Önemli Zarar Vermeme İlkesi

İkinci ilke ise, önemli zarar vermeme ilkesidir. Konvansiyon’un 7. maddesi ilgili prensibi düzenlemeye kavuşturmuştur.

Madde 7

Önemli Zarar Vermeme Yükümlülüğü

“1. Suyolu ülkeleri, kendi bölgelerinde uluslararası bir suyolunu kullanırken, diğer suyolu ülkelerine önemli zarar gelmemesi için uygun tüm önlemleri almalıdır.

2. Buna rağmen başka bir suyolu ülkesine önemli zarar gelirse, kullanımı bu zarara yol açan ülkeler, söz konusu kullanıma ilişkin aralarında bir anlaşma bulunmadığı takdirde, 5. ve 6. maddelerdeki düzenlemeleri gereği gibi göz önünde bulundurarak ve etkilenen ülke ile istişare ederek, ilgili zararın azaltılması veya yok edilmesi ve uygun olduğu hâllerde tazminat meselesinin görüşülmesi için uygun tüm önlemleri almalıdır.”

Bu ilke özellikle 1941 tarihli Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada arasındaki “Trail Smelter” davasında hakem heyetinin vermiş olduğu kararda görülmektedir.7 Keza hakem heyeti bu husus üzerine çeşitli ilgili davaları (New York v. New Jersey, 256 U.S. 296, 309 – Georgia v. Tennessee Copper Company vb.) inceledikten sonra görüşünü şu şekilde belirtmiştir:

“Heyet, yukarıdaki kararları bir bütün olarak ele aldığında, bunların, Heyetin vardığı sonuçlar için yeterli bir temel oluşturduğunu tespit etmektedir; şöyle ki, Amerika Birleşik Devletleri hukukunda olduğu gibi, milletlerarası hukukun ilkeleri uyarınca da, hiçbir Devlet kendi bölgesini, bir başka Devletin bölgesine veya buradaki kişilere veya mal varlıklarına dumanlarla zarar verecek şekilde, ciddi sonuçlara yol açtığının görüldüğü ve zararın açık ve inandırıcı kanıtlarla sabit olduğu hâllerde kullanamaz veya kullanılmasına izin veremez.”8

Keza burada görülen açıklamaya benzer açıklamalar, yine İngiltere ve Arnavutluk arasındaki 1949 tarihli Korfu Boğazı davasında ve hatta Uluslararası Adalet Divanının 8 Temmuz 1996 tarihli Nükleer Silahların Tehdidi veya Kullanımının Hukukiliği hakkındaki danışma görüşünde ele alınmıştır.9

Günümüzde her geçen gün tatlı su kaynakları önem kazanmaktadır. Türkiye, jeopolitik konumu gereği, hem doğu hem batı sınırındaki ülkeler ile oldukça fazla kaynak (daha önce belirttiğimiz üzere 27 farklı suyolu) paylaşmaktadır. Bu kapsamda incelendiğinde, Türkiye Konvansiyon’a taraf olmasa da bu iki ilkenin anlaşılması, Uluslararası Su Hukuku’nun bir hukuk disiplini olarak benimsenmesi ve bu alanda çalışmalar yapılması büyük önem taşımaktadır.

Dipnotlar

  1. Prof. Dr. Veysel BAŞPINAR, Su Mülkiyeti Açısından Türk Medeni Kanunu, Yeraltı Suları Hakkında Kanun ve Su Kanunu Tasarısı Hükümlerinin Değerlendirilmesi, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 65 (4) 2016. ↩

  2. Konvansiyon’un güncel taraf durumu için bkz. Birleşmiş Milletler Antlaşmalar Derlemesi (United Nations Treaty Collection), Bölüm XXVII-12: https://treaties.un.org/Pages/ViewDetails.aspx?src=TREATY&mtdsg_no=XXVII-12&chapter=27&clang=_en; oylama sonucu ve Türkiye’nin açıklaması için bkz. BM Genel Kurulu Basın Bülteni GA/9248, 21 Mayıs 1997: https://www.internationalwaterlaw.org/documents/intldocs/convention_press.html ↩

  3. Stephen C. McCaffrey, Convention on the Law of the Non-Navigational Uses of International Watercourses, Introductory Note, United Nations Audiovisual Library of International Law: https://legal.un.org/avl/ha/clnuiw/clnuiw.html ↩

  4. T.C. Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’nin Su Politikası: https://www.mfa.gov.tr/turkiye_nin-su-politikasi.tr.mfa ↩

  5. Yazıda yer verilen madde metinleri, Konvansiyon’un resmî İngilizce metninden tarafımızca yapılmış gayriresmî çevirilerdir. Resmî metin için bkz. https://legal.un.org/ilc/texts/instruments/english/conventions/8_3_1997.pdf ↩

  6. Uluslararası Adalet Divanı, Gabčíkovo-Nagymaros Projesi (Macaristan/Slovakya), 25 Eylül 1997 tarihli karar, I.C.J. Reports 1997, s. 7, para. 85: https://www.icj-cij.org/case/92 ↩

  7. Trail Smelter Davası (Amerika Birleşik Devletleri/Kanada), 16 Nisan 1938 ve 11 Mart 1941 tarihli hakem kararları, Reports of International Arbitral Awards (RIAA), Cilt III, s. 1905-1982: https://legal.un.org/riaa/cases/vol_III/1905-1982.pdf ↩

  8. Trail Smelter Davası, RIAA, Cilt III, s. 1965 (bir önceki dipnottaki bağlantıda yer alan PDF dosyasının 62. sayfası), 5. paragraf. ↩

  9. Uluslararası Adalet Divanı, Nükleer Silahların Tehdidi veya Kullanımının Hukukiliği, 8 Temmuz 1996 tarihli danışma görüşü, I.C.J. Reports 1996, s. 226, para. 29: https://www.icj-cij.org/case/95 ↩

Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; somut bir olaya ilişkin hukuki görüş veya tavsiye niteliği taşımaz. Yazının tarihinden sonra mevzuatta ve yargı kararlarında değişiklik olmuş olabilir.

İletişim

Bize ulaşın

İletişime geçin
Adres

Karşıyaka Mah. Haymana Bulvarı

A Blok No: 83/A, İç Kapı No: 29

Gölbaşı / Ankara

Çalışma saatleri
Pazartesi – Cuma · 09:00 – 18:00

Büromuzun konumu

Haritayı açtığınızda Google Haritalar yüklenir ve IP adresiniz Google'a iletilir. Bu nedenle harita, siz istemeden yüklenmez.